Sonunda bu haltı da yedim... Okulun bahçesinde permakültür - organik tarım - fukuoka tarımı denemelerine başladık...
Zati bu eksik kalmıştı bulaşmadığım... Şimdi artık bi de elimde çapa , kürek , bel öğrencilerin peşinde koşuyorum.
Deli tavuk muyum neyim? Kadın git süslen , püslen saçlarını kestir mesela !
....
Off off anam gibi bende koşturmacadan zevk alıyom heralde...O da pek bi koşturmacalı ve hızlı bi hayat yaşadı rahmetlik..
Demekki genler çekmiş...Çalışmadan , koşturmadan rahat rahat makyaj yap ... süslen püslen ...git saçlarını boyat diii mi?
Yok ! Elimde çapa , bel öğrenci peşinde kovalamaca oynadım okul bahçesinde...
...O da yetmedi Tübitak'ın Proje sergisi vardı kültür merkezinde ; koşa koşa orayı da gezdik...
O da yetmedi kulüp toplantısına gelmeyen öğrencileri tek teeeek bulup azarladım...Kulüp toplantısına katılınacak..
O da yetmedi Korkunç 9/G sınıfına dersim vardı...Zar zor dersi tamamladım..(Anlatamam! bende saklı kalsın)
O dahi yetmedi evde permakültür tarımıyla ilgili okuyayım diye internete girdim...Okudukça ne çok sayfa çıktı karşıma...
AMAAAAAANnNN 150.000 sayfa okunur mu beeeeeeeeeee...Bu bilgilere zaman yeter mi
Atalarımızın yaptığı gibi bundan binlerce sene önce avlayıcı-toplayıcı magara kadını mı olsam genekim?Bıktım ben moderniteden , şehirden be...Ormanlık bi bölyeye yerleşeim diyorum ,ayıların aras
Hz. Alinin bi sözü vardır , o aklıma geldi nasıldı?
ÇEVRECİLİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÇEVRECİLİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Mart 2014 Çarşamba
16 Şubat 2014 Pazar
KAĞIT ATIKLARLA İLGİLİ GÜZEL BİR VİDEO YAPMIŞLAR...
"Kağıtları Atmayalım ki ; ormanlarımız yeşil kalsın."
"Ağaçlar olmasa biz nerde piknik yaparız"
Ne güzel hazırlamışlar çok beğendim....
12 Ocak 2014 Pazar
KÜRESEL ISINMAYA KARŞI GÜNEŞ EVİ...
(pek bi erkenden yazdım canuumm...4 sene geç..(oh... dediğinizi duyar gibiyim) Bu güneş evinin blogumda olmasını istediğimden ve zaman ayırıpta yazı hazırlayamayacağımdan , Bugün gazetesi 2007 tarihli bir yazıdan alıntı ...Aslında Güneş Evi'nin sitesini okuyup inceleyip yazı yazacaktım ama her zaman ki gibi 110.000 tane meşgalem olduğundan halimi düşünün artık.. ama çevrecilikle ilgili bu bilginin alıntısı bile güzel..)
Tükenen enerji kaynaklarına alternatif, kendi kendine yetebilen Güneş Evi projesi hayata geçiyor. Dışarıdan hiçbir enerji girdisi almayan ev dışarıya da hiçbir atık vermiyor.
Nasıl bir konutta yaşıyor, ne tür yapılarda hayatımızı sürdürüyoruz? Bu yaşantı bize, yöremize ve ülkemize kaça mal oluyor? Hayatımızı kolaylaştıran, yaşam ve üretim kalitemizi artıran, yüzde 50'den başlayan enerji tasarrufu ve sağlıklı yaşam olanağı veren kullanım ve inşa yöntemleri nelerdir?
Bu soruların cevaplarını arayarak, tükenen enerji kaynaklarını verimli kulanma adına yıllardır araştırmalar yapan Yüksek Mimar Çelik Erengezgin, Diyarbakır Belediyesi ile Güneş Evi projesini hayata geçirdi. Proje yetkilisi ve AB danışmanı Erengezgin, AB fonlarının desteğiyle yapılan Güneş Evi'nin kendi kendine yetebilen bağımsız bir yaşam birimi olduğunu söyledi.
Dışarıdan hiçbir enerji girdisi almayan evin, dışarıya hiçbir atık da vermediğini belirten Erengezgin, evin enerjisini güneşten, rüzgar ve toprağın sabit ısısı gibi kaynaklardan alacağını bildirdi.
Türkiye'de ilk kez kendi kendine yaşayabilen bir evin üretildiğini vurgulayan Erengezgin, evin özelliklerini şöyle anlattı:
"Ev kendini ısıtıp soğutabiliyor. Güneş enerjisinin elektriğe de dönüştürüldüğü ev, kendi aydınlatmasını sağlıyor. Güneşli saatlerde üretilen elektrik, hidrojene çevriliyor ve sıkıştırılarak depolanıyor.
Ayrıca ev, ülkemizde çift sayaç uygulamasına geçildikten sonra, tükettiğinden fazla elektriği depolamadan devlete satabilecek, gerektiğinde geri alabilecek. Ev kullanım suyunu da yer altından temin ediyor. Kanalizasyon çıktısı ise biyolojik yöntemle arıtılarak, gübreye ve bahçe sulamasında kullanılan suya dönüştürülecek.
Yağmur suyu da, yer altı deposunda saklanarak, bahçe sulamasında kullanılıyor. Mutfağında sadece güneş ve hidrojen enerjisi kullanılan ev, güneş ocağı ile yemek pişirebiliyor.
Çatıdaki güneş kolektörlerinde ev kendi suyunu ısıtıyor. Aynı zamanda evlerde en süratli inşa sistemi olan ahşap ile, sıfır deprem riski sağlanacak. 120 metrekarelik evin sera bölümünde, evin ihtiyacı olan bazı sebzeler yetiştirilebilecek."
METREKARESİ 500 EURO
Model olarak Diyarbakır Sümerpark alanında inşa edilen ev tüm kamuya açılacak. Teknik donanım hariç, kapısı penceresi ve basit tesisatı dahil bitmiş metrekaresi 500 euroya mal olabilen böyle evler, yüzde 50 enerji tasarrufu ile hayata başlıyor.
Yüzde 100 enerji tasarrufu için burada sözü edilen araç gereç işin içine girdiğinde ise toplam maliyet, metrekarede 750 euro oluyor. Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi'nin (ICHET) ve ülkemizin önde gelen firmalarının desteklediği projenin, 2 ay sonra inşaatı tamamlanacak ve halka açılacak.
Kendi enerjisini üretecek olan Güneş Ev, broşürler, kitapçıklar ve basılacak 10 bin CD ile t ü m dünyada tanıtılacak. (Bugün)
Tükenen enerji kaynaklarına alternatif, kendi kendine yetebilen Güneş Evi projesi hayata geçiyor. Dışarıdan hiçbir enerji girdisi almayan ev dışarıya da hiçbir atık vermiyor.
Nasıl bir konutta yaşıyor, ne tür yapılarda hayatımızı sürdürüyoruz? Bu yaşantı bize, yöremize ve ülkemize kaça mal oluyor? Hayatımızı kolaylaştıran, yaşam ve üretim kalitemizi artıran, yüzde 50'den başlayan enerji tasarrufu ve sağlıklı yaşam olanağı veren kullanım ve inşa yöntemleri nelerdir?
Bu soruların cevaplarını arayarak, tükenen enerji kaynaklarını verimli kulanma adına yıllardır araştırmalar yapan Yüksek Mimar Çelik Erengezgin, Diyarbakır Belediyesi ile Güneş Evi projesini hayata geçirdi. Proje yetkilisi ve AB danışmanı Erengezgin, AB fonlarının desteğiyle yapılan Güneş Evi'nin kendi kendine yetebilen bağımsız bir yaşam birimi olduğunu söyledi.
Dışarıdan hiçbir enerji girdisi almayan evin, dışarıya hiçbir atık da vermediğini belirten Erengezgin, evin enerjisini güneşten, rüzgar ve toprağın sabit ısısı gibi kaynaklardan alacağını bildirdi.
Türkiye'de ilk kez kendi kendine yaşayabilen bir evin üretildiğini vurgulayan Erengezgin, evin özelliklerini şöyle anlattı:
"Ev kendini ısıtıp soğutabiliyor. Güneş enerjisinin elektriğe de dönüştürüldüğü ev, kendi aydınlatmasını sağlıyor. Güneşli saatlerde üretilen elektrik, hidrojene çevriliyor ve sıkıştırılarak depolanıyor.
Ayrıca ev, ülkemizde çift sayaç uygulamasına geçildikten sonra, tükettiğinden fazla elektriği depolamadan devlete satabilecek, gerektiğinde geri alabilecek. Ev kullanım suyunu da yer altından temin ediyor. Kanalizasyon çıktısı ise biyolojik yöntemle arıtılarak, gübreye ve bahçe sulamasında kullanılan suya dönüştürülecek.
Yağmur suyu da, yer altı deposunda saklanarak, bahçe sulamasında kullanılıyor. Mutfağında sadece güneş ve hidrojen enerjisi kullanılan ev, güneş ocağı ile yemek pişirebiliyor.
Çatıdaki güneş kolektörlerinde ev kendi suyunu ısıtıyor. Aynı zamanda evlerde en süratli inşa sistemi olan ahşap ile, sıfır deprem riski sağlanacak. 120 metrekarelik evin sera bölümünde, evin ihtiyacı olan bazı sebzeler yetiştirilebilecek."
METREKARESİ 500 EURO
Model olarak Diyarbakır Sümerpark alanında inşa edilen ev tüm kamuya açılacak. Teknik donanım hariç, kapısı penceresi ve basit tesisatı dahil bitmiş metrekaresi 500 euroya mal olabilen böyle evler, yüzde 50 enerji tasarrufu ile hayata başlıyor.
Yüzde 100 enerji tasarrufu için burada sözü edilen araç gereç işin içine girdiğinde ise toplam maliyet, metrekarede 750 euro oluyor. Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi'nin (ICHET) ve ülkemizin önde gelen firmalarının desteklediği projenin, 2 ay sonra inşaatı tamamlanacak ve halka açılacak.
Kendi enerjisini üretecek olan Güneş Ev, broşürler, kitapçıklar ve basılacak 10 bin CD ile t ü m dünyada tanıtılacak. (Bugün)
30 Kasım 2013 Cumartesi
ÖĞRENCİLERİMLE BİRLİKTE...
Belki sizin için çöp ama sırada bekleyen 1200 insan için çok şey ...
Plastik kapakları ATMAYIN..
Öğrencilerim ve ben atmıyoruz topluyoruz ...
Her 250 kilo plastik kapağa 1 manuel engelli arabası alınacak ...
Akülü elektrikli alınabilmesi için 2500 kilo toplanması gerek...( ki çok zor)
Bu kapaklarla Türkiye Omurilik Felçlileri Derneğince ihtiyaç sahiblerine engelli arabaları alınıyor...
bize katılın.
2 Ekim 2013 Çarşamba
AMBALAJLAR ATIK DEĞİLDİR !!!
2010 yılında dünyada 30 milyar kullanılmış Tetra Pak içecek kartonunun geri
dönüşümü gerçekleştirilirken, Türkiye’de de Tetra Pak ambalaj malzemelerinin 51
tonunun 28 bin tonu geri toplandı. Tetra Pak Türkiye bu oranla
dünya sıralamasında altıncı, Ortadoğu Bölgesi’nde ise birinci sırada yer
almış.
Bu yaz tatilindeydi galiba , İsveç Devleti çöplerini yüzde 100 geri dönüştürdüğünden ve enerji elde ettiğinden , etrafındaki devletlerden çöp satın almaya başlamıştı.Milliyet gazetesinin internet sayfasından okumuş ve çok şaşırmış "Helal Olsun" demiştim.
Çevko Vakfının videolarını izleyin vaktiniz varsa...Çevko'nun çocuklar için sayfası da çok güzel ve çok eğitici hazırlanmış...AMBALAJLAR ÇÖP DEĞİLDİR !!! Ambalajları ayırmaya başladığınızda ilk başta insan zorlansa bile sonradan şıpıdık şıpıdık kolaycacık ayırıveriyoruz...Hatta hiç düşünmeden otomatikleşiveriyor inanın..Hadi deneyin ..
Bu yaz tatilindeydi galiba , İsveç Devleti çöplerini yüzde 100 geri dönüştürdüğünden ve enerji elde ettiğinden , etrafındaki devletlerden çöp satın almaya başlamıştı.Milliyet gazetesinin internet sayfasından okumuş ve çok şaşırmış "Helal Olsun" demiştim.
Çevko Vakfının videolarını izleyin vaktiniz varsa...Çevko'nun çocuklar için sayfası da çok güzel ve çok eğitici hazırlanmış...AMBALAJLAR ÇÖP DEĞİLDİR !!! Ambalajları ayırmaya başladığınızda ilk başta insan zorlansa bile sonradan şıpıdık şıpıdık kolaycacık ayırıveriyoruz...Hatta hiç düşünmeden otomatikleşiveriyor inanın..Hadi deneyin ..
15 Haziran 2013 Cumartesi
NAYLON POŞETTEN KOL ÇANTASI ÖRELİM...
Çok güzel bir fikir ...Marketten aldığımız 25 adet poşet ve 6 numaralı tığla kolayca bir çanta yapılmış..

Doğrusu çok yetenekli ve yaratıcı bir insanmış ...Yapım aşamalarını da anlatmış Julie ..Burada ....

Doğrusu çok yetenekli ve yaratıcı bir insanmış ...Yapım aşamalarını da anlatmış Julie ..Burada ....
22 Mart 2013 Cuma
İNSAN ve DOĞA HAKKINDAKİ GÜZEL METİN
Kızılderili Şef Seattle ' ın ABD başkanına yazdığı 1854 tarihli mektup , İnsan ve Doğa hakkında yazılmış güzel yazılardan biridir. Doğanın , çevrenin önemini ne kadar güzel anlatmıştır...Arşivimde dursun diye internetten bloguma kopyalıyorum...İnternette çokca yer edinsin!
Beyaz adamın “kafa derisi avcıları”, “vahşi”, “barbar” ilan ettiği Kızılderililerin şefi Seattle'nin “uygar” beyaz başkan'a mektubu:
ŞEF SEATTLE’IN MEKTUBU
"Yüzyıllardır halkımın üzerine merhamet gözyaşları döken şu sonsuz gökyüzü bir gün değişebilir. Bugün açık gözüken gökyüzü yarın bulutlarla kaplanabilir. Sözlerim, asla yer değiştirmeyen yıldızlar gibidir.
Şef Seattle her ne söylerse Washington'daki büyük Şef ona, güneşin ya da mevsimlerin dönüşüne
inandığı ölçüde inanabilir. Washington’daki Büyük Şef bize dostluk ve iyilik dilekleriyle birlikte
bizden topraklarımızı satın almak istediğini bildirmiş. Onun, bizim arkadaşlığımıza çok fazla ihtiyacı olmadığının farkındayız.
Merak ediyoruz ki gökyüzünü ve toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilir ya da satabilirsiniz? Bunu anlamak bizler için çok güç.
Bir zamanlar insanlarımız bu topraklara tıpkı rüzgarda kıvrımlanan deniz dalgalarının kabuklu kum yüzeyleri kapladığı gibi yayılmışlardı. Çok uzun zaman geçti ve o büyük kabileler artık hüzünlü bir anı oldu.
Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz kumsallı sahiller, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu; halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerin bir parçasıdır. Ormandaki ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır; biz buna inanırız.
Beyaz adamın ölüleri yıldızlar arasında yürümeye gittiklerinde, doğdukları ülkeyi unuturlar. Bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili’nin anasıdır. Biz dünyanın parçasıyız ve o da bizim parçamız. Güzel kokan çiçekler bizim kız kardeşlerimizdir; geyik, at, büyük kartal, bunlarsa bizim erkek kardeşlerimiz, kayalık tepeler, çayırlardaki ıslaklık, tayın vücut ısısı ve adam, hepsi aynı aileye aittir.
Büyük Beyaz Reis bize rahat yaşayacağımız bir yerin ayrılacağını, bize babalık edeceğini, biz kızılderililerin ise onun çocuktan olacağımızı söylüyor. Toprağımızı alma teklifini düşüneceğiz, ama bu kolay olmayacak. Çünkü bu toprak bizim için kutsaldır. Dereler ve nehirlerden akan, parıldayan sular, sadece su değil atalarımızın kanlarıdır. Eğer size toprak satarsak, onun kutsal olduğunu hatırlamalısınız ve çocuklarınıza da onun kutsal olduğunu öğretmelisiniz. Göllerin berrak suyundaki her hayali yansıma, halkımın yaşamından anılar ve olaylar anlatır. Suyun mırıltısı babamın babasının sesidir. Nehirler erkek kardeşlerimizdir, susuzluğumuzu giderirler, nehirler kanolarımızı taşırlar ve çocuklarımızı beslerler. Eğer size toprağımızı satarsak hatırlamalısınız ve çocuklarınıza öğretmelisiniz ki nehirler bizim kardeşlerimizdir ve sizin de bundan dolayı nehirlere herhangi bir kardeşe göstereceğiniz sevgiyi göstermelisiniz.
Biliyorum, beyaz adam bizim gibi düşünmez. Beyazlar için bir parça toprağın diğerinden farkı yoktur. Beyaz adam topraktan istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü toprak beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istediğini alınca başka serüvenlere atılır.
Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. O'nun bu ihtirasıdır ki toprakları çölleştirecek ve her şeyi yok edecektir.
Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlayamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Baharda yaprakların açılışını ya da böceklerin kanat vuruşlarını duyacak yer yoktur. Belki bir vahşi olduğum için anlayamıyorum ama benim ve halkım için önemli olan şeyler oldukça başka. İnsan bir su birikintisinin etrafına toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki kuşların ve doğanın seslerini duymadıkça yaşamın ne değeri olur?
Bir kızılderiliyim ve anlamıyorum. Biz kızılderililer, bir su birikintisinin yüzünü yalayan rüzgarın sesini ve kokusunu severiz. Hava önemlidir bizim için. Ağaçlar, hayvanlar ve insanlar aynı havayı koklar. Beyaz adam için bunun da önemi yoktur. Ancak size bu toprakları satacak olursak havanın temizliğine önem vermeyi de öğrenmeniz gerekir. Çocuklarınıza havanın kutsal olduğunu öğretmeniz gerekir. Hem nasıl kutsal olmasın ki hava? Atalarımız doğduktan gün ilk nefeslerini onun sayesinde almışlardır. Ölmeden önce son nefeslerini de gene bu havadan almazlar mı?
Toprak satmamız için yaptığınız öneriyi inceleyeceğiz. Eğer önerinizi kabul edecek olursak, bizim de bir koşulumuz var; beyaz adam bu topraklar üzerinde yaşayan bütün canlılara saygı gösterecek. Ben bir vahşiyim ve başka türlü düşünemiyorum. "Yaylalarda cesetleri kokan binlerce buffalo gördüm. Beyaz adam trenle geçerken vurup öldürüyor bu hayvanları sadece eğlenmek için. Dumanlar püskürten bu demir atın bir buffalodan daha değerli olduğuna aklım ermiyor. Biz sadece yaşayabilmek için avlarız buffaloları. Bütün hayvanları öldürecek olursanız nasıl yaşayabilirsiniz? Canlıların yok edildiği bir dünyada insan ruhu yalnızlık duygusundan
ölmez mi?
Unutmayın bugün diğer canlıların başına gelen yarın insanın başına gelir. Çünkü bütün hepsinin arasında bir bağ vardır.
Şu gerçeği iyi biliyoruz: Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki her şey, bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan kan gibi ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket insanoğlunun da başına gelmiş sayılır.
Bildiğimiz bir gerçek daha var; sizin Tanrınız bizimkinden başka bir Tanrı değil. Aynı Tanrının yarattıklarıyız. Beyaz adam bir gün bu gerçeği de anlayacak ve kardeş olduğumuzu fark edecektir. Siz Tanrınızın başka olduğunu düşünmekte serbestsiniz. Ama hepimizi yaratan Tanrı için kızılderili ile beyazın farkı yoktur.
Ve kızılderililer gibi Tanrı da toprağa değer verir. Bu toprağa saygısızlık, Tanrının kendisine saygısızlıktır. Beyaz adamı bu topraklara getiren ve kızılderiliyi boyunduruk altına alma gücünü veren Tanrının adaletini anlayamıyoruz. Tıpkı buffaloların öldürülüşü, ormanların yakılışı, toprağın kirletilişini anlamadığımız gibi.
Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş, yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş. İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı olacak.
Gündüz ve gece bir arada olamaz. Kızılderililer her zaman beyazlardan tıpkı sabah sislerinin güneşten kaçtığı gibi kaçmışlardır. Bütün bunlara rağmen, teklifinizi tartışacağız. Ve umuyorum ki, halkım bunu kabul edecek ve Büyük Beyaz Şef'in vaadettiği üzere beraber barış içinde yaşayacağız. Böylece Ay birkaç kez daha doğacak, birkaç kış daha geçecek. Geri kalan günlerimizi nerede geçirdiğimiz önemli değil. Çocuklarımız babalarının yenilgiyle aşağılandığını gördüler. Savaşçılarımız utanç duydu ve yenilgiden sonra günlerini aylaklık etmek ve vücutlarını tatlı yiyecekler ve sert içkilerle kirletmekle harcıyorlar. Birkaç saat, birkaç kış ve bu dünyada bir zamanlar yaşamış büyük kavimlerin veya şimdi ufak topluluklar halinde ormanda dolaşanların çocukları da kalmayacak; bir zamanlar sizinkiler gibi güçlü ve umutlu olanların mezarlarında yas tutmak için. Ama, niye insanlarımın kaderi için yas tutayım ki? Tıpkı deniz dalgaları gibi kabileler kabileleri, uluslar ulusları takip ediyor. Bu doğanın düzenidir ve teessüf gerekmez. Yok oluşumuz çok uzak olabilir ama kesinlikle bir gün gerçekleşecek; son kızılderili yok olup kabilemin hatıraları beyazlar için bir tarih olduğunda, bu kıyılar kabilemin görünmez cesetleriyle kaynaşacak.
Çocuklarınızın çocukları kendilerini bir dükkanda, bir yolda, boş bir yerde yalnız olarak düşündüğünde aslında yalnız olmayacaklar. Dünyanın hiçbir yerinde tamamen ıssız bir yer yoktur. Geceleri, şehir ve kasabalarınızın caddeleri boşalmış gibi görünse de, aslında, bir zamanlar oralarda yaşamış ve bu güzel toprakları gerçekten seven ruhlarla dolu olacaktır. Beyaz adam asla yalnız kalamayacaktır.
Beyaz adamın, benim insanlarıma saygı göstermesini sağlamalısınız, çünkü; ölüler güçsüz değildir.
Ölü mü dedim?... Ölüm diye bir şey yoktur ki sadece dünya değiştirir insan.
Şef Seattle, 1854 "
(not:bu yazıdaki şef seattle'ın mektubunu alsbiss.blogcu.com'dan alıntı yaptım).
23 Aralık 2012 Pazar
EKOLOJİ
Ben lisede öğrenciliğimde başladım Ekoloji ile ilgilenmeye. bulduğum bütün yayınları okudum. Ama bir kulübe veya derneğe üye olmadan...İlerde üye olur muyum? bilmiyorum belki olurum.
Yeni atandığım okul Ekoloji ile ilgili bir dergiye abone Her ay İzmirden bu dergi geliyor. Büyük bir merakla bekliyor ve okuyorum. Bu dergiyi okudukça Ekolojik duygularım pek bi depreşiyor.
Bundan önceki okulumda İtü'den seminer için Orhan Kural gelmişti. Ve bizi çevre ve - hayvanlar konusunda bilgilendirici bir seminer-sohbet yapmıştı.Pek hoşuma gitmişti. Böyle çevreyle ilgilenen adamların olması içimi rahatlatmıştı.
Herneyse yeni okulumun abone olduğu derginin ismi "Ekolojimagazin" çok süper değil ama orta şekerli .Doğa , çevre ve kültür dergisi.3 ayda bir yayınlanıyor.
Bu dergi Doğayı Koruma ve Araştırma Vakfının desteği ile çıkarılıyor. Okula geldiğinde poşetinden çıkarıp önce güzelce dergiyi kokluyorum. Taze kitap ve dergilerin kokusu faklıdır ya... Büyük bi merakla içindekilere bakıyorum... Sonrasında başlıyorum sırasıyla okumaya ...Satır satır , cümle cümle... Delimiyim ? neyim bilmiyorum ! Ortaokuldan beri aldığım tek bir dergiyi atmıyorum..Onları bir okula bağışlamak istiyorum..İnşallah!!!
Neyse geçen seferki sayısında www.yesilekonomi.com 'dan Vedat ATASOY'un bir yazısını alıntı yapmışlar. Vedat ATASOY Avrupada bir Alman kenti olan Freiburg'tan enerjisini kendi kendine üreten şehirden bahsetmiş.. Hatta öyleki bu yer %140 fazla elektrik üretiyormuş ve bu enerji fazlalığını ana şebekeye satıyorlarmış...Ne güzel değil mi? benim çok hoşuma gitti...
Şimdi sizleri bu güzel yazıyla başbaşa bırakıyorum...Kendi sitelerinden okumak için tıklayın
http://www.yesilekonomi.com/yorum/temiz-enerjinin-baskenti-freiburg
Nükleere karşı alternatif enerji üretimine yönelen Almanya'nın Freiburg kenti, temiz enerjiyle yaşam alanı oluşturulabileceğinin ete kemiğe bürünmüş hali.
Artık evde elektrik üretmek serbest! İsteyen herkes 500 kilovata kadar elektrik üretebilecek. Yeni yasayla birlikte vatandaş, evinde kullandığı elektriği kendi üretmek için sıraya girmiş bile! Enerji üretiminin lokalleştirilmesi, temiz bir çevre için önemli. Birçok ülke, vatandaşlarının kendi enerjisini üretmesi çalışmalarına yıllar önce başladı. Devletler, üretilen fazla enerjiyi satın alarak da kazanç sağladı. Kendi enerjisini üretmek isteyenlerin yıllardır beklediği bu güzel haberin şerefine, enerji çalışmalarının öncüsü Almanya ’nın Freiburg kentinden bahsedeceğim size.
İZ TV için hazırladığımız belgesel kuşağı ‘Coşkun Aral ile Avrupa Notları’nı planlarken, en çok işlemek istediğim konulardan biri temiz enerjiydi. Çünkü dünyanın hızla kirlenme süreci Sanayi Devrimi’yle birlikte Avrupa’da başlamıştı. Yeryüzündeki tüm kaynakların sonsuz olduğunu düşünen gelişmiş (!) Batı zihniyeti, dünyaya başka hiçbir canlının vermediği kadar zarar verdi. Kirlenme sürecinin başlangıç noktası Avrupa, 1952’de bir haftada 4 bin kişinin öldüğü ünlü Londra kirli hava sisiyle (London Smoke) birlikte büyük şok yaşadı. Olaydan sonra gelişmenin sadece kaynakları tüketerek olmayacağı anlaşıldı ve ‘sürdürülebilir gelişme’ kavramı ortaya çıktı. Biz de belgeselimiz için rotamızı, Avrupa’da çevre hareketini başlatan Almanya ’nın Freiburg kentine kırdık.
1970’te Alman hükümeti (o zamanki adıyla Batı ya da Federal Almanya ), 17 yeni nükleer santral kurma kararı almıştı. Bunlardan biri de Freiburg’a 30 km. mesafedeki Wyhl kasabasındaydı.
Ancak yöre halkı karara tepki göstererek, on binlerce kişinin katılımıyla santral inşaatını bastı. Zira Fransa sınırındaki bu küçük şehir, 2. Dünya Savaşı’nda büyük yıkım yaşamıştı. Merkezindeki gotik kilise hariç tüm şehir yerle bir olmuştu. Büyük çabalarla yeniden kurdukları kentin yakınında daimi potansiyel tehlike olacak bir nükleer santral istemiyorlardı. Hükümet, direniş karşısında geri adım atarak santral yapımını durdurdu. Bu direniş, Avrupa’da gerçek anlamda çevreci hareketin başlangıcıydı. Freiburg da o tarihten sonra ‘sürdürülebilir şehir’ olma sürecini başlatmış oldu. 1986 Çernobil felaketinden sonra Freiburg Belediye Meclisi, nükleere karşı alternatif enerjilere yöneldi ve ilk kez yerel enerji planını ortaya koydu.
Kendi kendini ısıtan evler
Freiburg’a ‘Avrupa’nın güneş şehri’ denmesinin sebebi, şehrin neredeyse her boş alanının güneş panelleriyle kaplanmış olması. 1972’deki Whyl direnişine de katılan ünlü mimar Rolf Dish, tüm enerji tüketiminin % 40’ının sebebi olan binaların çatılarını güneş panelleriyle kaplayarak yeni bir mimari anlayışı sergiledi. ‘Plus Enerji Evleri’ adlı evler sayesinde, ev başına yılda yaklaşık 3 bin euro tasarruf sağlandı. Sıfır karbon salımının hedeflendiği evlerde doğaya zarar vermeyen malzemeler seçildi.
‘Pasif Enerji Evleri’nin ana mantığı ise ısıtmaya ihtiyaç duymaması. İyi bir yalıtım sistemiyle diğer evlere oranla % 90 ısı yalıtımı sağlandı. Ev halkının ve elektrikli ev aletlerinin ürettiği ısının dışarıya gitmesi engellenerek kendi kendini ısıtan evler yaratıldı.
Vauban’da betona geçit yok!
Soğuk Savaş sonrası Freiburg’daki 6 bin Fransız askerinin şehirden ayrılmasıyla, askerlerin yaşadığı alanlar halkın kullanımına açıldı ve buranın tamamen ‘sürdürülebilir şehircilik’ anlayışıyla yönetilmesi kararı alındı.
Eskiden askeri üs olan Vauban, ‘pasif enerji evleri’yle dolu yemyeşil bir semte dönüştü. Vauban, temiz enerjiyle bir yaşam alanı oluşturulabileceğinin ete kemiğe bürünmüş hali. Sokakta oynayan çocuklar, bisiklete binenler, yürüyüş yapanlar, yeşillikler içindeki cafelerde oturanlar... Tramvay yolları bile çimle kaplı. Yani bu semtte betona geçit yok!
Yüzde 140 enerji üreten köy
Freiburg’un bir diğer başarısı da enerji üretiminin lokalize edilmesi. Enerjinin, merkezlerden üretilip kilometrelerce teller döşenerek bir yerden bir yere aktarılması büyük maliyet. Bu tellerde oluşan enerji kayıpları da büyük oranda. Şehrin kuzeyindeki Freiamt köyü, bu lokalize enerji üretiminin en başarılı örneği. Köy halkı, ihtiyacından yüzde 40 daha fazla enerji üretiyor (yılda 13 milyon kWh). Ürettikleri fazla enerjiyi de devlete satarak iyi bir gelir elde ediyor.
Köyde birkaç farklı yoldan enerji sağlanıyor. En ilginci ise hayvan atıklarıyla sağlanan enerji! Köydeki geniş meralardan toplanan hayvan atıkları, sadece bu iş için üretilmiş mısır koçanlarıyla harmanlanıyor. 90 gün boyunca çok yavaş hareket eden bir karıştırıcıyla fermante ediliyor. Ortaya çıkan metan gazı, jeneratörler yoluyla köyün hem ısınmasında hem de elektrik üretiminde kullanılıyor. Koku mu? O kadar kusur kadı kızında da olur! Köy, ayrıca samanlıkların üzerine yerleştirilen güneş panelleri ve 4 rüzgâr gülüyle elektrik üretiyor.
Enerji üretme sevdasını o kadar abartmışlar ki, ısı veren her şeyden yararlanmışlar. Örneğin bir köy sakini, 45 ineğinden günde 900 litre ürettiği sütten enerji üretmiş. Nasıl mı? İneklerin memesinden 32 derecede çıkan sütün sıcaklığından yararlanarak, duş ve musluk suyunu ısıtma olanağı elde etmiş.
Türkiye ’de belli bir limitte elektrik üretiminin serbest bırakılması, temiz çevre adına önemli bir adım. Ancak bunu doğru yöntemlerle uygulamak için işi en iyi yapan yerleri incelemek gerek. Hatta sadece Freiburg’u örnek almak bile yeterli. Hem temiz enerjinin nasıl kullanıldığını görmek hem de şahane bir şehirde vakit geçirmek istiyorsanız, doğru adres Freiburg!
Tertemiz bir HES mümkün!
Freiburg’un en beğendiğim tarafı, yemyeşil doğada süregelen kent yaşamı. İnsanlar şehir merkezindeki birkaç sokak dışında neredeyse ormanda yaşıyor. Şehrin yanı başındaki Dreisam nehrinin etrafı yayalara ve bisikletlilere ayrılmış. 7’den 70’e herkes spor yapıyor. Engellilerin belki de en rahat spor yaptığı yer burası. Burada nehrin hemen yanında yeşillikler içinde gizlenmiş, tek katlı bir kulübe var: Bir HES (hidroelektrik santralı)!
Türkiye ’de bilinçli her insanın ayaklanmasına yol açan HES ’lerden çok farklı. Bizdeki HES mantığı, derelerin akış yolunun değiştirilerek bir boru içine hapsedilmesi ve hapsedilen suyun yüksek bir yerden bırakılmasına dayalı. Yüksekten gelen hızlı su ise tribünleri döndürerek enerji sağlıyor. Freiburg’lular suyun gücünden de faydalanmayı düşünmüş ve çözümü antik çağlardan gelen bir bilgide bulmuş. Arşimet’in yaklaşık 2500 yıl önce bulduğu ve adına ‘Arşimet Burgusu (ya da vidası)’ dediği sistemle bizim HES ’lerin çoğundan daha iyi verim elde etmişler (yılda 2 milyon kWh). İnşaat aşamasında da çevreye neredeyse hiç zarar vermemişler.
‘Arşimet Burgusu’ antik çağlardan beri suyu aşağı seviyelerden yukarıya çıkartmak için kullanılır. Burada ise sistemi ters yönde çalıştırarak her burgu bölümünde daha da fazla artan bir güç elde ediliyor. Bunun için nehir, 3 metre aşağıya düşürülmüş. Bu düşüşün balıklara zarar vermemesi için de taşlardan setler yapılmış. Böylece hem şık bir görüntü elde edilmiş hem de balıklar için küçük yapay resifler sağlanmış.
Trafiğin çözüm formülü
Temiz bir çevrede yaşamayı hedefleyen Freiburg’lular, sadece güneş enerjisinde lider olmakla kalmayıp, kirliliğin en büyük sebeplerinden trafik sorununa da kafa yordu. 2. Dünya Savaşı’ndaki büyük yıkımdan sonra binalar ve sokaklar, eski şehir planına göre inşa edildi. Sadece sokaklar, tramvay yolu için biraz daha genişletildi. İlk trafik yönetim planı ve bisiklet yolu ağı 1969’da yapıldı. O tarihten beri her on yılda bir güncellenen planla şehirde trafiği azaltmak amaçlanıyor. Mesafeler, insanların yürüyebileceği ya da bisikletle ulaşabileceği biçimde hesaplanıyor. Örneğin daha önce şehirdışında olan alışveriş merkezlerine herkes arabayla gittiği için bunlar şehiriçine alındı. Şehirdışındaki yerler de tamamen yeşil alan olarak bırakıldı.
Freiburg’da 400 km’lik bir de bisiklet yolu var. Şehrin ulaşımdaki 2020 hedefi ise % 24 yaya, % 27 bisiklet, % 20 toplu taşıma (tramvay) ve % 24 araçlı trafik. Trafiği azaltmak için bazı önlemler de alındı. Hız sınırı birçok caddede 30 kilometre. Araçlar yürüme hızını geçmediği için çocukların caddelerde oynaması serbest. Vauban semtinde park yerleri oturum alanları dışına toplanmış. Arabası olanlar buraya park etmek zorunda. Fiyatı da 18 bin euro ! Arabalardan bile pahalı park alanları sebebiyle araç almak istemeyenler ise araç paylaşım sistemini kullanıyor.
1973’ten bu yana şehir merkezi araç trafiğine kapalı. Duraklar arası mesafenin 500 metre olduğu şehirde 7.5 dakikada bir tramvay bulmak mümkün.
Temiz enerji stadyumu
Almanya 1. futbol ligindeki Freiburg FC takımının stadı ‘Mage Solar Stadium’ dünyanın temiz enerji üreten ilk stadı. 1953’te inşa edilen stadın tüm çatısı, 1993’te güneş panelleriyle kaplandı. Böylece dünyanın güneş gücüne sahip ilk futbol kulübü oldu. 2200 metrekarelik alanı kaplayan paneller sayesinde stadyum kendi enerjisini sağlıyor.
Güneş paneli tarlaları
Freiburg’da her yer güneş panelleriyle dolu. Hatta güneş paneli tarlalarıyla! Şehir çöplüğünün bulunduğu alan, Freiburglular için tam bir enerji üretim merkezi. Burada çöplerin üstü talaşlarla kaplanarak metan gazının hapsedilmesi sağlanıyor. Hapsedilen gaz, borular vasıtasıyla alınarak şehrin ısıtılmasında kullanılıyor.
Hiç kimsenin kullanmadığı bu çöp alanının yamacına yerleştirilen 1500’den fazla güneş paneliyle de 1000 ailenin enerji ihtiyacı karşılanıyor. Bu kadar büyük bir panel tarlasının maliyeti ise sadece 1 milyon euro ! Bakım ve işletim giderinin çok az olduğu bu tarlalar, neredeyse 10 ay kesintisiz güneş alan Türkiye için çok uygun! Tüm bunlar Almanların Ar-Ge’ye yaptığı büyük yatırımın bir sonucu. 1200 kişinin çalıştığı Fraunhofer ISE de Avrupa’nın en büyük güneş enerjisi araştırma enstitüsü. Burada yapılan çalışmalar, güneş enerjisinin daha verimli ve ulaşılabilir olmasını sağlıyor.
Güneş panelli fabrika
Freiburg’un bir diğer başarısı da dünyanın ilk güneş panelli fabrikası Solar Fabrik’e sahip olması. Dünyanın ilk güneş paneli fabrikası olan Solar Fabrik, gerekli enerjiyi yine fabrikanın her tarafına yerleştirilmiş, oldukça şık görünen güneş panelleriyle karşılıyor. Yani sıfır karbon salımlı bir fabrika!
Yeni atandığım okul Ekoloji ile ilgili bir dergiye abone Her ay İzmirden bu dergi geliyor. Büyük bir merakla bekliyor ve okuyorum. Bu dergiyi okudukça Ekolojik duygularım pek bi depreşiyor.
Bundan önceki okulumda İtü'den seminer için Orhan Kural gelmişti. Ve bizi çevre ve - hayvanlar konusunda bilgilendirici bir seminer-sohbet yapmıştı.Pek hoşuma gitmişti. Böyle çevreyle ilgilenen adamların olması içimi rahatlatmıştı.
Herneyse yeni okulumun abone olduğu derginin ismi "Ekolojimagazin" çok süper değil ama orta şekerli .Doğa , çevre ve kültür dergisi.3 ayda bir yayınlanıyor.
Bu dergi Doğayı Koruma ve Araştırma Vakfının desteği ile çıkarılıyor. Okula geldiğinde poşetinden çıkarıp önce güzelce dergiyi kokluyorum. Taze kitap ve dergilerin kokusu faklıdır ya... Büyük bi merakla içindekilere bakıyorum... Sonrasında başlıyorum sırasıyla okumaya ...Satır satır , cümle cümle... Delimiyim ? neyim bilmiyorum ! Ortaokuldan beri aldığım tek bir dergiyi atmıyorum..Onları bir okula bağışlamak istiyorum..İnşallah!!!
Neyse geçen seferki sayısında www.yesilekonomi.com 'dan Vedat ATASOY'un bir yazısını alıntı yapmışlar. Vedat ATASOY Avrupada bir Alman kenti olan Freiburg'tan enerjisini kendi kendine üreten şehirden bahsetmiş.. Hatta öyleki bu yer %140 fazla elektrik üretiyormuş ve bu enerji fazlalığını ana şebekeye satıyorlarmış...Ne güzel değil mi? benim çok hoşuma gitti...
Şimdi sizleri bu güzel yazıyla başbaşa bırakıyorum...Kendi sitelerinden okumak için tıklayın
http://www.yesilekonomi.com/yorum/temiz-enerjinin-baskenti-freiburg
Nükleere karşı alternatif enerji üretimine yönelen Almanya'nın Freiburg kenti, temiz enerjiyle yaşam alanı oluşturulabileceğinin ete kemiğe bürünmüş hali.
Artık evde elektrik üretmek serbest! İsteyen herkes 500 kilovata kadar elektrik üretebilecek. Yeni yasayla birlikte vatandaş, evinde kullandığı elektriği kendi üretmek için sıraya girmiş bile! Enerji üretiminin lokalleştirilmesi, temiz bir çevre için önemli. Birçok ülke, vatandaşlarının kendi enerjisini üretmesi çalışmalarına yıllar önce başladı. Devletler, üretilen fazla enerjiyi satın alarak da kazanç sağladı. Kendi enerjisini üretmek isteyenlerin yıllardır beklediği bu güzel haberin şerefine, enerji çalışmalarının öncüsü Almanya ’nın Freiburg kentinden bahsedeceğim size.
İZ TV için hazırladığımız belgesel kuşağı ‘Coşkun Aral ile Avrupa Notları’nı planlarken, en çok işlemek istediğim konulardan biri temiz enerjiydi. Çünkü dünyanın hızla kirlenme süreci Sanayi Devrimi’yle birlikte Avrupa’da başlamıştı. Yeryüzündeki tüm kaynakların sonsuz olduğunu düşünen gelişmiş (!) Batı zihniyeti, dünyaya başka hiçbir canlının vermediği kadar zarar verdi. Kirlenme sürecinin başlangıç noktası Avrupa, 1952’de bir haftada 4 bin kişinin öldüğü ünlü Londra kirli hava sisiyle (London Smoke) birlikte büyük şok yaşadı. Olaydan sonra gelişmenin sadece kaynakları tüketerek olmayacağı anlaşıldı ve ‘sürdürülebilir gelişme’ kavramı ortaya çıktı. Biz de belgeselimiz için rotamızı, Avrupa’da çevre hareketini başlatan Almanya ’nın Freiburg kentine kırdık.
1970’te Alman hükümeti (o zamanki adıyla Batı ya da Federal Almanya ), 17 yeni nükleer santral kurma kararı almıştı. Bunlardan biri de Freiburg’a 30 km. mesafedeki Wyhl kasabasındaydı.
Ancak yöre halkı karara tepki göstererek, on binlerce kişinin katılımıyla santral inşaatını bastı. Zira Fransa sınırındaki bu küçük şehir, 2. Dünya Savaşı’nda büyük yıkım yaşamıştı. Merkezindeki gotik kilise hariç tüm şehir yerle bir olmuştu. Büyük çabalarla yeniden kurdukları kentin yakınında daimi potansiyel tehlike olacak bir nükleer santral istemiyorlardı. Hükümet, direniş karşısında geri adım atarak santral yapımını durdurdu. Bu direniş, Avrupa’da gerçek anlamda çevreci hareketin başlangıcıydı. Freiburg da o tarihten sonra ‘sürdürülebilir şehir’ olma sürecini başlatmış oldu. 1986 Çernobil felaketinden sonra Freiburg Belediye Meclisi, nükleere karşı alternatif enerjilere yöneldi ve ilk kez yerel enerji planını ortaya koydu.
Kendi kendini ısıtan evler
Freiburg’a ‘Avrupa’nın güneş şehri’ denmesinin sebebi, şehrin neredeyse her boş alanının güneş panelleriyle kaplanmış olması. 1972’deki Whyl direnişine de katılan ünlü mimar Rolf Dish, tüm enerji tüketiminin % 40’ının sebebi olan binaların çatılarını güneş panelleriyle kaplayarak yeni bir mimari anlayışı sergiledi. ‘Plus Enerji Evleri’ adlı evler sayesinde, ev başına yılda yaklaşık 3 bin euro tasarruf sağlandı. Sıfır karbon salımının hedeflendiği evlerde doğaya zarar vermeyen malzemeler seçildi.
‘Pasif Enerji Evleri’nin ana mantığı ise ısıtmaya ihtiyaç duymaması. İyi bir yalıtım sistemiyle diğer evlere oranla % 90 ısı yalıtımı sağlandı. Ev halkının ve elektrikli ev aletlerinin ürettiği ısının dışarıya gitmesi engellenerek kendi kendini ısıtan evler yaratıldı.
Vauban’da betona geçit yok!
Soğuk Savaş sonrası Freiburg’daki 6 bin Fransız askerinin şehirden ayrılmasıyla, askerlerin yaşadığı alanlar halkın kullanımına açıldı ve buranın tamamen ‘sürdürülebilir şehircilik’ anlayışıyla yönetilmesi kararı alındı.
Eskiden askeri üs olan Vauban, ‘pasif enerji evleri’yle dolu yemyeşil bir semte dönüştü. Vauban, temiz enerjiyle bir yaşam alanı oluşturulabileceğinin ete kemiğe bürünmüş hali. Sokakta oynayan çocuklar, bisiklete binenler, yürüyüş yapanlar, yeşillikler içindeki cafelerde oturanlar... Tramvay yolları bile çimle kaplı. Yani bu semtte betona geçit yok!
Yüzde 140 enerji üreten köy
Freiburg’un bir diğer başarısı da enerji üretiminin lokalize edilmesi. Enerjinin, merkezlerden üretilip kilometrelerce teller döşenerek bir yerden bir yere aktarılması büyük maliyet. Bu tellerde oluşan enerji kayıpları da büyük oranda. Şehrin kuzeyindeki Freiamt köyü, bu lokalize enerji üretiminin en başarılı örneği. Köy halkı, ihtiyacından yüzde 40 daha fazla enerji üretiyor (yılda 13 milyon kWh). Ürettikleri fazla enerjiyi de devlete satarak iyi bir gelir elde ediyor.
Köyde birkaç farklı yoldan enerji sağlanıyor. En ilginci ise hayvan atıklarıyla sağlanan enerji! Köydeki geniş meralardan toplanan hayvan atıkları, sadece bu iş için üretilmiş mısır koçanlarıyla harmanlanıyor. 90 gün boyunca çok yavaş hareket eden bir karıştırıcıyla fermante ediliyor. Ortaya çıkan metan gazı, jeneratörler yoluyla köyün hem ısınmasında hem de elektrik üretiminde kullanılıyor. Koku mu? O kadar kusur kadı kızında da olur! Köy, ayrıca samanlıkların üzerine yerleştirilen güneş panelleri ve 4 rüzgâr gülüyle elektrik üretiyor.
Enerji üretme sevdasını o kadar abartmışlar ki, ısı veren her şeyden yararlanmışlar. Örneğin bir köy sakini, 45 ineğinden günde 900 litre ürettiği sütten enerji üretmiş. Nasıl mı? İneklerin memesinden 32 derecede çıkan sütün sıcaklığından yararlanarak, duş ve musluk suyunu ısıtma olanağı elde etmiş.
Türkiye ’de belli bir limitte elektrik üretiminin serbest bırakılması, temiz çevre adına önemli bir adım. Ancak bunu doğru yöntemlerle uygulamak için işi en iyi yapan yerleri incelemek gerek. Hatta sadece Freiburg’u örnek almak bile yeterli. Hem temiz enerjinin nasıl kullanıldığını görmek hem de şahane bir şehirde vakit geçirmek istiyorsanız, doğru adres Freiburg!
Tertemiz bir HES mümkün!
Freiburg’un en beğendiğim tarafı, yemyeşil doğada süregelen kent yaşamı. İnsanlar şehir merkezindeki birkaç sokak dışında neredeyse ormanda yaşıyor. Şehrin yanı başındaki Dreisam nehrinin etrafı yayalara ve bisikletlilere ayrılmış. 7’den 70’e herkes spor yapıyor. Engellilerin belki de en rahat spor yaptığı yer burası. Burada nehrin hemen yanında yeşillikler içinde gizlenmiş, tek katlı bir kulübe var: Bir HES (hidroelektrik santralı)!
Türkiye ’de bilinçli her insanın ayaklanmasına yol açan HES ’lerden çok farklı. Bizdeki HES mantığı, derelerin akış yolunun değiştirilerek bir boru içine hapsedilmesi ve hapsedilen suyun yüksek bir yerden bırakılmasına dayalı. Yüksekten gelen hızlı su ise tribünleri döndürerek enerji sağlıyor. Freiburg’lular suyun gücünden de faydalanmayı düşünmüş ve çözümü antik çağlardan gelen bir bilgide bulmuş. Arşimet’in yaklaşık 2500 yıl önce bulduğu ve adına ‘Arşimet Burgusu (ya da vidası)’ dediği sistemle bizim HES ’lerin çoğundan daha iyi verim elde etmişler (yılda 2 milyon kWh). İnşaat aşamasında da çevreye neredeyse hiç zarar vermemişler.
‘Arşimet Burgusu’ antik çağlardan beri suyu aşağı seviyelerden yukarıya çıkartmak için kullanılır. Burada ise sistemi ters yönde çalıştırarak her burgu bölümünde daha da fazla artan bir güç elde ediliyor. Bunun için nehir, 3 metre aşağıya düşürülmüş. Bu düşüşün balıklara zarar vermemesi için de taşlardan setler yapılmış. Böylece hem şık bir görüntü elde edilmiş hem de balıklar için küçük yapay resifler sağlanmış.
Trafiğin çözüm formülü
Temiz bir çevrede yaşamayı hedefleyen Freiburg’lular, sadece güneş enerjisinde lider olmakla kalmayıp, kirliliğin en büyük sebeplerinden trafik sorununa da kafa yordu. 2. Dünya Savaşı’ndaki büyük yıkımdan sonra binalar ve sokaklar, eski şehir planına göre inşa edildi. Sadece sokaklar, tramvay yolu için biraz daha genişletildi. İlk trafik yönetim planı ve bisiklet yolu ağı 1969’da yapıldı. O tarihten beri her on yılda bir güncellenen planla şehirde trafiği azaltmak amaçlanıyor. Mesafeler, insanların yürüyebileceği ya da bisikletle ulaşabileceği biçimde hesaplanıyor. Örneğin daha önce şehirdışında olan alışveriş merkezlerine herkes arabayla gittiği için bunlar şehiriçine alındı. Şehirdışındaki yerler de tamamen yeşil alan olarak bırakıldı.
Freiburg’da 400 km’lik bir de bisiklet yolu var. Şehrin ulaşımdaki 2020 hedefi ise % 24 yaya, % 27 bisiklet, % 20 toplu taşıma (tramvay) ve % 24 araçlı trafik. Trafiği azaltmak için bazı önlemler de alındı. Hız sınırı birçok caddede 30 kilometre. Araçlar yürüme hızını geçmediği için çocukların caddelerde oynaması serbest. Vauban semtinde park yerleri oturum alanları dışına toplanmış. Arabası olanlar buraya park etmek zorunda. Fiyatı da 18 bin euro ! Arabalardan bile pahalı park alanları sebebiyle araç almak istemeyenler ise araç paylaşım sistemini kullanıyor.
1973’ten bu yana şehir merkezi araç trafiğine kapalı. Duraklar arası mesafenin 500 metre olduğu şehirde 7.5 dakikada bir tramvay bulmak mümkün.
Temiz enerji stadyumu
Almanya 1. futbol ligindeki Freiburg FC takımının stadı ‘Mage Solar Stadium’ dünyanın temiz enerji üreten ilk stadı. 1953’te inşa edilen stadın tüm çatısı, 1993’te güneş panelleriyle kaplandı. Böylece dünyanın güneş gücüne sahip ilk futbol kulübü oldu. 2200 metrekarelik alanı kaplayan paneller sayesinde stadyum kendi enerjisini sağlıyor.
Güneş paneli tarlaları
Freiburg’da her yer güneş panelleriyle dolu. Hatta güneş paneli tarlalarıyla! Şehir çöplüğünün bulunduğu alan, Freiburglular için tam bir enerji üretim merkezi. Burada çöplerin üstü talaşlarla kaplanarak metan gazının hapsedilmesi sağlanıyor. Hapsedilen gaz, borular vasıtasıyla alınarak şehrin ısıtılmasında kullanılıyor.
Hiç kimsenin kullanmadığı bu çöp alanının yamacına yerleştirilen 1500’den fazla güneş paneliyle de 1000 ailenin enerji ihtiyacı karşılanıyor. Bu kadar büyük bir panel tarlasının maliyeti ise sadece 1 milyon euro ! Bakım ve işletim giderinin çok az olduğu bu tarlalar, neredeyse 10 ay kesintisiz güneş alan Türkiye için çok uygun! Tüm bunlar Almanların Ar-Ge’ye yaptığı büyük yatırımın bir sonucu. 1200 kişinin çalıştığı Fraunhofer ISE de Avrupa’nın en büyük güneş enerjisi araştırma enstitüsü. Burada yapılan çalışmalar, güneş enerjisinin daha verimli ve ulaşılabilir olmasını sağlıyor.
Güneş panelli fabrika
Freiburg’un bir diğer başarısı da dünyanın ilk güneş panelli fabrikası Solar Fabrik’e sahip olması. Dünyanın ilk güneş paneli fabrikası olan Solar Fabrik, gerekli enerjiyi yine fabrikanın her tarafına yerleştirilmiş, oldukça şık görünen güneş panelleriyle karşılıyor. Yani sıfır karbon salımlı bir fabrika!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
